24.02.2016

Dünya savaşı değil, belki önce Türkiye'nin Kıyameti

Çeşitli kaynaklardan gelen bilgiler hiç iç açıcı değil. NATO aylardır hızla silahlanıyor. Her ülkedeki üslere binlerce tonluk mühimmat yığılıyor. Aylardır süren bu faaliyetin büyük bir savaş ihtimaline (veya planına) hazırlık olduğunu düşünmemiz için çok sayıda işaret var. Letonya, Estonya, Litvanya'ya, Polonya Bulgaristan ve Romanya'ya, yani Rusya'nın burnunun dibine ve eski nüfuz bölgesine yeni NATO üsleri kuruluyor ve her birine bin kadar NATO askeri yerleştirileceği söyleniyor. Bunlar doğru mu?
    Daha önemlisi, Türkiye ve Suud'un bir tür koç başı gibi kullanılma ihtimali. Şimdilik her durum, Türkiye'nin Suud desteğinde Suriye'ye saldırmasının mantıksızlığı üzerinde duruyor ve bunu pek ciddiye almıyor -ama öyle mi? Türkiye'nin mantıkla değil keyfi yönetimle, "Allah'ın inayetiyle" hareket ettiğini biliyoruz ve İslamcıların çılgınlığı marifet saydığı da malum. Türkiye, bir savaş çıkartması için en kolay "motive" edilebilecek ülke. İki poh poh yeterli.
    Lüksemburg Dışişleri bakanı, Türkiye'nin Rusya ile bir çatışmaya girmesi halinde NATO'nun desteğine güvenmemesi gerektiğini söyledi ama bu sadece Rusların gazını almak ve NATO'yu temize çıkarmak için bir siyasi manevra da olabilir, tıpkı PKK'nın Ankara saldırısını TAK'ın üslenmesi ve intihar eylemcisinin soyadını da bilmediğinden inandırıcılık sorunu yaşaması gibi bir durum. Burada öyle veya böyle "yakılacak malzeme" olarak Türkiye ilk ateşin kurbanı olmaya aday ve bu az buz bir ateş değil.
     Salı günü Esad, ABD ve Rusya tarafından kararlaştırılan ateşkesi kabul etti. Bu ateşkesin dışında tutulanlar, Birleşmiş Milletler'in "Terörist" ilan ettiği IŞİD ve El Nusra (Yani bölgedeki El Kaide türevleri). Böylece Ruslar, ulusdevlet ordularını ateşkes ile bağladılar. Bu aynı zamanda Türk ve Suud ordularının da bağlanması demek oluyor. Kısacası Rusya, Suriye'ye bir ulusdevlet ordusunun saldırma nedenini/ihtimalini ortadan kaldırmayı amaçladı ve bunda başarılı da oldu. Ateşkes, 26 Şubat Cumartesi günü yerel saatle saat 00.00'da başlayacak ve ABD ile Rusya, ateşe nerede devam edildiğini tesbit edecek. Ve BM'in terörist saydığı IŞİD'e, El Nusra'ya karşı savaşı aynen devam edecek. O halde bu ateşkesin anlamı ne? Türkiye'yi ve Suud'u Suriye dışında tutmak. Ruslar'ın Amerikalılara (ve Esad'a) dolaylı yoldan kabul ettirdikleri bu. Asıl tehlikeli Rus girişimi, doğrudan Türkiye'yi ilgilendiriyor.
    Amerikalı gazeteci Robert Parry -Cumhuriyet gazetesinin de birkaç satırla haberleştirdiği gibi- Kremlin'deki güvenilir kaynaklarından bir haber aldı ve bunu yazdı. Aldığı bilgi şu: Putin, Erdoğan'a haber uçurarak, Türk ordusunun Suriye'ye girmesi halinde Türkiye'ye karşı taktik atom silahlarını kullanacağını duyurdu. Hiç şaka değil. Olay bu aşamada ve buna rağmen Suriye'ye girebilecek bir zihniyet, Türkiye'de iktidar. Savaş olursa Meclis'i ve Hükümeti iptal edip "savaş durumu" bahanesiyle işin başına geçebilir, çünkü hastalıklarla boğuşan gözü kara bir "önderlik" için "şerefli" ölüm, iktidarı kaybetmekten ve yargılanmaktan evladır -hem bu zihniyete göre savaşta "kazanmak" ihtimali bile konuşuluyordur. Ecevit'e "Kıbrıs'ın hepsini alalım" diyen Erbakan aklından çok daha hayalperest bir anlayıştan bahsediyoruz. Bir oldu-bitti, Türkiye'nin mahvına neden olabilir, hatta belki "Dünya konjonktürü" buna hazırdır ve İslamcılardan kurtulmak bahanesiyle Türkiye'yi yıkmak da hesaplar dahilindedir. Neticede bu, NATO için Rusya'ya karşı bir bahane olarak da kullanılabilir. Bir taşla iki-üç kuş. Ama avlanan kuşlardan biri mutlaka AKP iktidarı ve Türkiye, diğeri de Suud sarayı olma ihtimali yüksek.
    Şu andaki ateşkes, Suriye'ye Türk-Suud saldırısı ihtimalinin son/zayıf hukuki dayanağını da yok ederken, NATO'nun seyredeceği bir Rus aksiyonuna yeşil ışık yakmış görünüyor. Türkiye sahiden girerse, bu Türkiye'deki İslamcılığın ve Muhafazakar Türkiye efsanesinin sonu olacak. Ama yıkımın büyüklüğü asıl sonucu belirleyecek. Ruslar Türkiye'yi mi yoksa AKP'yi mi hedef alacaklar. Bu konu net değil, -galiba ikisi de. Çünkü müttefikleri İran da, Suriye de Türkiye'nin iyice zayıflamasını isterler -ABD istemez. Eğer Türkiye'yi çökertecek darbeler gelirse, NATO bunu Rusya'ya karşı "önlemler"e bahane olarak kullanabilir. Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğundan beri ilk kez bu kadar ciddi bir tehlike altında. Ülkesinde 80 yıldır sahici savaş görmemiş olanlar için hayali bile zor, ama gerçek.
    Durum berbat. Umarız Türkiye'de bir an önce makul akıl üstün gelir de ülkenin inandırıcılığı çabucak yeniden tesis edilir ve savaş-mavaş olmaz...

17.02.2016

AKP'den sonra soğuk savaş mı, soğuk barış mı?

Ruslar Ortadoğu'ya ineliberi (ki bunu da Türk islamcılarının Erbakan'dan daha da geri, "ideolojik ve jeodandrik" politika müsameresine borçlular) ortada yeni bir söylem var: "Yeni Soğuk Savaş"...
Bu yeni söyleme göre ABD ile Rusya, Rusya'nın sahalara geri dönmesi sonucu, Sovyet devrinde olduğu gibi bir tehdit/dehşet dengesi kurmaya doğru ilerliyorlarmış. Sahiden öyle mi, yoksa bambaşka bir süreç mi yaşıyoruz?
Ortada dönen ve Türkiye'yi ilgilendiren ilk konu, AKP ve o cenahta "İslamî" olmak adına, 60 yıldır Türk siyasetini belirleyen tüm bir akımın, muhafazakarından selefisine kadar bir ölüm-kalım durumu yaşıyor olmasıdır. "Türkiye'nin" (Yani Erdoğan iktidarının) böyle bir durumda "savaşa girmek istemesi" ve ulusalcı faşistinden ılımlı Hacısına/Hocasına kadar Suriye'ye ve Kürtlere bu kadar takmasının asıl nedeni, Eski Türkiye'nin topun ağzında olduğudur. Bir dönem sona eriyor ve bu değişim/dönüşüm sürecinin motoru da Suriye ve dış dinamikler oluyor. Türk islamcısının Suriye'de yaşadığı yanılgı, NATO'nun Türkiye'yi üyelikten çıkarmayı konuşmaya başladığı boyutlarda büyük bir hezimettir. Batı, ılımlı Türk islamcılığına güvenerek Suriye'de Batı yanlısı bir İhvan iktidarı kurayım derken, Paris'i bombalayan bir cihadcılar enternasyonalizmiyle başa çıkmak zorunda kaldı, üstelik bu sayede Rusya Ortadoğu'da bölgesel aktör oldu. Bu durumu yaratan Türk islamcılarını artık ne yaparlar göreceğiz, ama Rusların önüne atıp geri çekildikleri anlaşılıyor. Türk İslamcıları ne Batı'da ne de Doğu'da desteğe sahip. Konjonktür de tükendi, geriye bir tek (kuşkulu) seçmen desteği kaldı. Bunun, iktidar sürdürmek için yermeyeceğini Kuzey Koreliler bile bilir.
Esad gitmezse -ki gitmesi şimdilik mümkün görünmüyor- Erdoğan ve AKP gidecek gibi. Türkiye'nin islamcıları, kendilerini kurtarmak için, Türkiye'nin asıl muktediri ile aralarına çizgi çekmek ihtiyacı içine girdiklerine göre, düşüş oldukça kritik bir aşamaya gelmiş demektir, -ama bütün bu olaylar yeni bir Soğuk Savaş'a yol açar mı?
Gelişmeler, Rusya'nın İslamcılığa en ufak bir tolerans göstermeyen temel yaklaşımıyla Suriye'de yeni bir statüko inşa ettiğini ve sekülerliği tartışılmaz YPG'nin yönettiği yeni Rojava'da İslamcılığın hiç bir türünün yaşayamayacağını gösteriyor. ABD'nin hatırı kalmasın diye oluşturulabilecek bir Sünni özerk şehrinin de islamcı olamayacağı anlaşılıyor. Bu durumda Suriye'de yeni ve örnek bir seküler yapı ortaya çıkıp, Arap/İslam Dünyasına örnek olacak diyebiliriz. Rusya, bu durumun garantiye alınması ve Batı'yı korkutmak adına yeni bir "Soğuk Savaş"dan bahsederken, çok önemli parametreleri unutuyor: Soğuk savaş, aynı zamanda iki ideolojinin çatışması demekti, yani işin içinde entelektüeller, sanatçılar falan vardı. Jean Paul Sartre, Mikis Theodorakis, hatta Yaşar Kemal gibi büyük kültür dehaları, bu savaşta Batı'nın o zamanki "liberal" ideolojisini değil, az veya çok, Doğu'nun sosyalist çizgisini benimsiyorlardı. Soğuk Savaş, gücünü sadece kıtalar arası balistik füzelerden almıyordu. Ruslar bunu unutuyor.
Eğri oturup doğru konuşalım: Rusya'nın islamcılığı vurması ve Ortadoğu'da yeni bir neoseküler rejimler silsilesi başlatması, kuşkusuz çok iyi bir şey, ama "Soğuk Savaş" söylemi Rusya'ya bi numara büyük. Durum, daha çok bir "Soğuk Barış"a benziyor. ABD ve Rusya, Dünyanın en büyük iki ordusu olarak, gönülsüz de olsa birlikte/ortak bir mücadele ile dünyadaki istikrarsız bölgelere müdahale edecekler gibi görünüyor. Suriye'de yaşanan işbirliği ve rol dağılımı, başka yerlerde de olur ve etki alanlarının paylaşımı için daha ince bir diplomasi devreye girebilir.
ABD ile Rusya'nın savaşması için hiçbir neden olmadığı, bu iki ülkenin tarihe dayanan eski bir itilafının bulunmadığı, zıtlaşmanın ancak 1945 sonrasında ortaya çıktığını ve iki ülkenin cidden asla savaşmadığını biliyoruz. Onca afra-tafraya rağmen bu iki ülkenin birbirini ilgilendiren en yakın teması, İkinci Dünya Savaşı'ndaki müttefiklik ilişkisidir. Şimdi benzeri bir durum yaşanıyor ve Türkiye/Suud için bu iki ülkenin kesinlikle savaşmayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ama islamcıların ne kadar tehlikeli ve güvenilemez bir güruh olduklarının anlaşılmasından sonra ittifak anlayışının ağır bastığını ve basacağını, hatta gelecek için yeni bir örnek teşkil edebileceğini şimdiden söyleyebiliriz. Çünkü iki gücün de tek başına başa çıkamayacağı bir dönem geliyor ve bu dönemde siyasi, entelektüel ve sanatsal anlamda Rusya'nın sisteme karşı yepyeni/alternatif bir önerisi bulunmuyor. Asıl alternatif, ideolojiler sonrası dönemin yeni entelektüalizminden gelecek ve bunun da ABD veya Rusya'ya özgü bir yanı bulunmuyor. Dünya, sanıldığından çok daha yekpare bir bütün teşkil ediyor ve bölgesel/ulusal çıkarlar bu bütüne tabi olmak zorunda kalacak. İslamcılığın bu denklemde kendine yapıcı bir yer bulması mümkün olmadığından, "vurulacak malzeme" olarak Amerikalıların ve Rusların sofistike silahlarını kullanmalarına vesile teşkil edececekler. Bu atmosferde en yapıcı kurum ise, postkapitalist aktif politika türleri geliştirecek olan Yeni Sol olabilir. Bunun işaretleri de İspanya'dan Yunanistan'a, oradan Güney Amerika'ya hatta Doğu Asya'ya kadar görünüyor.

12.02.2016

Savaşın gidişatını Rusya nasıl değiştirdi, nereye doğru değiştirdi?

İkinci Dünya Savaşı'nın kaderini de Rusya değiştirmişti, ABD değil. Şimdi gene aynısı yaşandı, hem de geçen hafta...
İleride bugünlerin nasıl anlatılacağını merak etmekle birlikte, Rusya hakkında ne söyleneceğini aşağı-yukarı tahmin edebiliyoruz. Ve savaş, yenilenler için çok "hareketli" geçer. Almanya dört ülke arasında paylaşılmış ve Sovyet bölgesinde bir yeni devlet kurulmuştu. Tüm faşist rejimler yıkıldı, bir kısmı Sovyet işgal bölgesinin "sosyalist ülke"si oldu. Şimdi yenilenleri de hiç hayırlı bir son beklemiyor. Yenilenler (ama yenilgiyi henüz kabul etmemiş olanlar) Türkiye, Katar ve Suud krallığı.
Suriye savaşı Türkiye için tayin edici önemde, çünkü Erdoğan iktidarı için "kişisel" bir savaşa dönüşmüş vaziyette ve bu savaş ya Esad'ı ya Erdoğan'ı götürecek. (Nitekim savaşın seyri değişir değişmez Erdoğan'a karşı parti içi muhalefet hemen yeniden ortaya çıktı.) Dış dinamikler tayin edici önemde.
Suriye'ye karşı yürütülen dolaylı savaş, sınırsız lojistik destek ve yeni cihadcıların katılımına açık olduğu için, kısa sürede bir cihadcı dünya hareketine dönüştü ve miyop birçok yorumcuya göre (elbet) Suriye'deki seküler rejimin çöküşüyle sonlanacaktı, bu sadece bir zaman meselesiydi. Rusya'nın Suriye'ye müdahaleye ikna edildiği günlerde, Suriye rejimi çökmenin eşiğindeydi ("ikna" çalışmasını, diplomasi dehası İranlılar yaptı). Suriye rejiminin çökmesi halinde yaşanabilecek (bence en küçük) tehlike, Rusya'nın bu ülkede bulunan tek Akdeniz üssünü kaybetmesi olacaktı belki, ama Rusya'nın müdahil olması oldukça riskliydi, (ABD orada kerhen IŞİD ile savaşıyordu) ve Rusların başında Ukrayna/Kırım sorunu da vardı. Rusya'nın Suriye denklemine dahil olması, savaşın gidişatını tamamen değiştirdi.
Peki Suriye rejimi düşseydi ne olacaktı? Bunu, emekli üstdüzey Alman generali Harald Kujat, bir Alman gazetesine (Passauer Neue Presse) anlattı.
General Kujat, Eylül 2015'e kadar Suriye'de stratejik açıdan bir durağanlığın söz konusu olduğunu, Suriye'de barışın sağlanması konusunda Amerikalıların da Avrupalıların da her hangi bir stratejiye sahip olmadıklarını belirtip, "kararlılıkla angaje olmaya da hazır değillerdi" diyor.
Rusya, Eylül 2015 sonunda Suriye'de hava saldırılarına başladı, önce IŞİD'i hedef aldı ve hemen ardından Esad karşıtı diğer İslamcı grupları vurmaya başladı. Spigel dergisinin yazdığına göre Rus hava saldırılarında binlerce insan öldü, bunların yüzlercesi de sivillerdi.
General Kujat, "Rusların müdahalesi öncesinde Suriye ordusunun birkaç hafta daha dayanabileceğini düşünüyordum. Sonra Suriye çöker, IŞİD ülkeyi devralırdı."
Alman Generali, ondan sonraki ilk hedef Lübnan, ikinci hedef İsrail olacaktı. "Buna Ruslar müdahale etti."
Şimdi Suudların ikide birde "Suriye'ye kuzeyden (Türkiye'den) girebiliriz" demesi ve buna geçen hafta ABD'nin net bir şekilde "Hayır" demesi, dün de Medveyev'in "Dünya Savaşı"ndan bahsetmesi, savaştan pek değil ama askeri resmi geçit törenlerinden iyi anlayan Suud'un korkusunun büyüklüğünü gösteriyor.
İktidarda kalmak için herşeye kadir bir "kültür"e sahip Türkiye, Suud, Katar yönetimlerinin asıl kabusu, ABD-Rus gizli anlaşması olmalı. Bu anlaşma, Amarikalılarla Rusları savaştırmak girişimini peşinen önledi, şimdi her ihtimali göz önünde bulundurarak önce Suriye'yi islamcının her türünden kurtarıyor. Zafer kazanan Rusya, ABD ve müttefiklerinin ikinci hedefi neresi olabilir? Elbette AKP-Türkiye'si. Ama üçüncü hedef kuşkusuz Suud. Sıralama, hangisinin önce düşeceğine göre değişebilir.
(AKP'nin ilk Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış'ın, "Hatay"ı kaybedebiliriz" uyarısını da unutmayalım)

10.02.2016

Muhalefetin hımbıllığı, iktidarın içindeki muhalefetin sefaleti ve bedeli...

Türkiye'de Meclis'de resmen "muhalefet" sayılan CHP ve MHP'nin en büyük sorunu, Kürtlere karşı evrensel değerler temelinde yaklaşamamaları. MHP'yi partiden saymaya artık gerek yok, ama CHP hakkında da bunu yüksek sesle söyleyebiliyoruz, çünkü Kürtler'in evrensel taleplerine cesur tepki veremiyorlar. Ruşen Çakır bugünkü yazısında çok doğru bir tesbit yapmış: Türkiye'de "Kürt Sorununu çözeceğim" diyenler iktidara gelir, bunu yapmayanlar iktidardan gider. Şimdi (AKP değil) Erdoğan iktidarı, muhalefetin olmaması nedeniyle iktidarda kalabiliyor. Bunu basitleştirecek olursak: Kürt Sorununu sahiden çözmeye aday bir girişim yok. CHP'nin Cizre'de yaşananlara verdiği cılız tepkiyi, inanın ciddiye alamıyoruz! Türkiye'de gidici bir iktidar var, ama gelici bir muhalefet yok. Muhalefetin diğer tayin edici eksikliği ise bir "Yepyeni Türkiye" perspektifi. Öyle "Demokratik ülke olacağız" lafları 21'inci Yüzyılın Değişim/Dönüşüm döneminde kesmez ve kesinlikle kesmeyecektir.
Türkiye, artık arkasında ABD ve Rus desteği almış, Dünya kamuoyu tarafından Kobane zaferi kutlanmış, İslamcı IŞİD barbarlığına karşı destan yazan özgüvenli bir Kürt kimliğine evsahipliği yapıyor. Böyle bir şeye karşı Moğol usulü "askeri operasyonlar"la gidip bastıracağını sanmak sadece saflık değil, aynı zamanda bir tür intihar, çünkü ülke içinde Kürtlerle Türklerin birlikte yaşamını dinamitliyor. Diğer nedenleri saymaya bile gerek yok. Kendine son 30 küsür yıl içinde yeni bir kimlik biçmiş olan ve bunu da 12 Eylül paşalarının işkence tezgahlarının başlattığı bir gelişmeye silah külahla yaklaşmak, hem akıl-fikir eksikliği hem de malubiyetin peşin ifadesidir.
Diğer yandan, artık bir zorunluluk olan bazı değişikliklerin yapılmaması halinde Türkiye'nin başına gelebilecek felaketlerin daha da netleştiği bir sürece girdik. Kuzey Suriye'de IŞİD gibi bir şeye karşı çıkmayan hatta el altından desteklediği ileri sürülen Türkiye iktidarının boş bıraktığı alanı PYD doldurdu ve Kuzey Suriye'de -Akdeniz'e açılan- yeni bir Kürt bölgesi kuruyor ve bunu engelleyebilecek bir güç Dünyada yok. Diğer tehlike, Emine Ayna'nın dikkat çektiği gibi, tıpkı Saddam'a "Halkına kötü davranıp Kürtleri kırdı" diye gelen ABD müdahalesi. Emine Ayna, Batı'nın o zaman da Saddam'a ses çıkarmadığını, ama bunu sonra bilinçli olarak kullandığını söyleyip ekliyor: "Türkiye'de Kürtler arasında 'kurtarıcı' gibi karşılanabilirler" üstelik Kissinger'in Putin'i ziyaretinin ardından ABD ve Rusya'nın gizli bir anlaşma yaptıkları ihtimali yüksekken (Suriye'de açıkça işbirliği ve işbölümü yapmaya başladılar).
Yani IŞİD'in tehlikesi ve İhvan'ın Ortadoğu'da nasıl bir tahribata neden olduğu ortadayken, en güçlü İhvan iktidarı Türkiye'deyken, Kürt meselesinin Türk Müslüman Kardeşleri'ne (AKP ve Türkiye'deki "AKP/Cemmatler kültürü"ne karşı) imhaya yönelik bir şekilde kullanılmayacağını kimse iddia edemez, zira İslamcılara karşı imha yöntemi ABD ve özellikle Rusya tarafından benimsenmiş görünüyor. Kısacası: Türkiye'ye bazı şeyler -hem de yazlıkçı CHP'lilerin de hiç beğenmeyeceği şekilde- dayatılabilir.
Kürtler konusunda Dünyanın önüne çıkıp Türkiye'deki iktidara kararlı tavır alan ve bu istikamette dev gösteriler düzenleyecek bir girişim olmadı. Bu konulardaki "Kemalist/Ulusalcı/Milliyetçi" Cartçı/Curtcu/Faşist esip gürlüyor, kendilerine bir de ırkçı bir söylem bulmuşlar. Bunlar, doğrudan Türkiye'nin mahvına "hizmet" ediyor. Kürtler ayrılmak falan istemiyor. Ama onları ayrılmaya zorlayabilecek en az iki tane süper devlet var ve küçülmüş bir Türkiye'de İslamcı ve aptal faşist ot bitmesine bile izin vermeyeceklerini, bu ülkenin tarihi ambisyonlarına da son vermeyi deneyeceklerini şimdiden buraya kayıt düşeyim. Emine Ayna, Kürtlere değil Türklere çağrıda bulundu. Emine Ayna, bir Kürt olarak, aptal faşistlerden daha Türk. Bunu da buraya kayıt düşelim.
Şartlar böyleyken Türkiye'deki muhalefetin Atatürk resmiyle uğraşması, "Bizanslıların İstanbul alınırken meleklerin cinsiyetini tartışması" (doğru olmayan şehir efsanesi) değerinde. Geriye muhalefet namına, Erdoğan'ın eski partilileri dışlayan "yönetim" şekline itiraz eden memnuniyetsiz AKP'liler kalıyor. (Görüldüğü gibi, tavrı oldukça net HDP'yi bu denklemlerin dışında tutuyorum)
Türkiye'nin muhalefet sorunu, birbiriyle ilintili iki noktada düğümleniyor: Kürt meselesi ve yeni bir gelecek perspektifi.
Karnından konuşan CHP de, Erdoğan ile kapışmayı kesinlikle göze alamayan AKP muhalefeti de, bir alternatif oluşturmuyor. Şu anda yaptırım gücüne sahip tek muhalefet, Rus Kızıl Ordusu ve Kürtlerle doğrudan diplomatik temasa geçen ABD makinası. Bunlar tek, çünkü iyi polis ve kötü polis rolüyle "Dünya asayişi sağlama kuvveti" olarak işliyorlar. Yani Erdoğan'ın Ruslara karşı Amerikalılara sığınma ihtimali -Kissinger'in Moskova/Putin ziyaretinden beri- bulunmuyor.
Burada yıllardır yazıyorum, bıkmadan bir daha tekrarlayayım:
Türkler İslamcı iktidarı -her nasıl olursa olsun- değiştirmek ve asgari demokrasiyi kurmak (bu çerçevede Kürtlerin kültürel/siyasi haklarını tanımak) zorundalar. Bunu Türkler yapmazsa ABD ve Rusya yaptıracak, ama Ortadoğu'yla tampon görevini, yeni kuracakları (özerk veya bağımsız) Kürdistan'a yükleyecekler ve Türkiye'den İslamcıları tamamen temizleyecekler. Bu konuda Birinci Dünya Savaşı sonrasında İttihatçılara yaptıklarını İslamcılara yapacaklar -çünkü öyle "bi sonraki seçimleri bekleyelim belki ayarlar" beklentisi geçen Haziran sonrasında bitti. MHP'ye kutlu ve de mutlu olsun. Güçlü Sünni/İslamcı "kültürü" belasının sağlam yapısal/kurumsal kontrol altına alınmasından sonra "Kalan Türkiye" belki AB'ye üye bile olur (Almanya'nın Batı Dünyası'na kabulü de benzeri şekilde olmuştu. Almanya 1945'e kadar "Batı'ya karşı sayaşıyoruz" söylemini kullanıyordu, şimdi Batı'nın kendisi oldu). Ama böyle bir felaketten çıkan Türkiye, büyük ambisyonlarından/hedeflerinden vazgeçmiş bir tür daha modern Romanya olmaktan öte gidemez ve kendine gelmesi en az 50 yıl sürer. (Bu arada -her şart altında- İstanbul'un yeni bir Dünya kültür kenti olarak parlayacağını belirtelim) Felaket senaryosu böyle. Kürtlere karşı ırkçılık yapan milliyetçi sersemlerin ve onları yetiştirmiş makromilliyetçi Kemalist eğitim sisteminin bugün vardığı nokta bu. Değişim/Dönüşüm, Türkleri sollamak üzere. Çok kritik biriki yıl. 2017 bile çok geç olabilir. Yazlıkçı seküler kasaba aklı ve gidişattan memnun olmayan muhafazakar kasaba aklı, beyzbol şapkasını ve namaz takkesini önüne koyup iyi düşünmeli, yoksa yakında düşünemeyecek, sadece dayatılanı yapmak zorunda kalacak.