31.08.2015

Yeni Gezi Türkiye'sinin derin etkisi ve geleceğin yeni mizah malzemesi: Şehirli Zübük

Yeni bir "Sonradan Modernleşme Dalgası"nın başlangıcı sayabileceğimiz Gezi olayları ile somutlanan "demokratik seküler bireyselleşme", artık belirleyici yumuşak güç halini aldı ve kendini konsolide ediyor. Gezi Türkiye'sinin özgüveni azalmadı, sadece tabana doğru nüfuz ederek toplumu derinden değiştirmeye devam ediyor. Kardeşinin şehit olmasına isyankar Yarbay ve şimdi de şehit yakınını tesalli eden kadın Astsubay'ın çıkışları, o etkinin nerelere kadar nüfuz ettiğini gösteriyor. Sorgulayan, seküler demokratik ve cesur bireyler var artık ve bu trendle aşık atmaları mümkün olmayan İslamcılar hem eriyor hem de etkilerini yitiriyorlar ve bu böyle, düşüşlerine kadar devam edecek. Bu yepyeni cesur Türkiye'nin sindirilemeyeceğini ve uzak olmayan bir tarihte düşeceklerini anlıyorlar, Gezi'den beri kalıcı bir travma yaşıyorlar, kaderlerine direniyorlar ama nafile.
    Yeni modernleşme, internet ve akıllı telefon destekli yatay ve sıkı bir bireyselleşmeyle el ele yürüyor, eskinin kısır muhalifiğinden çok daha sağlam ilerliyor, çünkü ideolojik değil. Bireyselleşme, yaratıcılığa alan açan bir özelliğe sahip olduğundan, üç yılda mostralık olan İslamcılık gibi çabucak tavsama ihtimali yok. Ve yeni modernleşmenin en tuttuğum yanlarından biri, mizah. Özgürlüğün ve yaratıcılığın en başat ifadesi olan mizahın kaç padişah devirdiğini, koskoca Sovyet imparatorluğunun kanına girdiğini biliyoruz. Gezi'de doğan mizah dilinin İslamcı muktedirleri nasıl çıldırttığı da malum. Ama bu sadece bir başlangıçtı. Şimdi İslamcı totalitarizminin kontrolünün daha da gevşeyeceği yeni bir döneme giriyoruz ve İslamcıların etkisi azaldıkça mizahın sesinin yükselmesi hiç de şaşırtıcı olmaz. Aziz Nesin'in Zübük tiplemesi ve onun sinemaya yansıması bir dönem çok ses getirmişti. Şimdi Türkiye, lüks manyağı muktedir İslamcılarla dalga geçilecek dönemin eşiğinde ay sayıyor.

30.08.2015

Amerika'da iç savaş olsa...

Son zamanlarda "Çin çöküyor" diye başımıza Çin uzmanı kesilen medya esnafının, tatil niyetine gittiği ABD'de göremediği asıl konu, kriminalleşmenin, artık bir iç savaşa benzemeye başlaması. Çöküşün eşiğindeki Amerikan ekonomisi bugünkü haliyle tarihin en büyük leşi olmaya aday. Sorun sadece işsizlik ve ekonomi de değil.
    ABD nüfusu, Dünya nüfusunun yüzde 5'ini oluşturuyor, ama ABD'deki mahkum nüfusu, Dünya mahkum nüfusunun yüzde 25'i. ABD hapishanelerinde 2.4 milyon mahkum var, bu sayı Çin'de bile 1.6 milyon, Rusya'da 700 bin, Türkiye'de 164 bin (Türkiye'de ekonomik suçlarda patlama var). ABD'de her yıl ortalama 14 bin cinayet yaşanıyor. Chicago'da etnik/dînî kimliğe göre örgütlenmiş yüz kadar mafya örgütlenmesinin 70 bin kadar üyesi olduğu sanılıyor, bunlar bizzat Amerikalıların verileri.
    Galiba on yıl kadar önce yazdığım gelecek tahminlerinden biri, ABD'de ekonomik çöküntü sonrası azacak iç savaşla birlikte ülkenin daha içe dönük bir yer haline geleceğiydi. Tabii bunun sonucu da, Amerikalıların Dünya'nın bir çok bölgesinden çekilmeleri ve önemli gördükleri yerlere yoğunlaşmaları olabilirdi. Şimdi Pasifik bölgesinde, Çin, Kore ve Japonya'ya yoğunlaşmakta olduklarını görüyoruz. ABD'nin, Ortadoğu'da boşalttığı alanı da Suud bloku ile İran bloku, aralarında paylaşmaya çalışıyorlar. ABD bunların hepsini birden kontrol etmeye çalışan ilginç bir politika izliyor. Kriz büyüyüp, hapisaneler iyice dolarsa, buralara pek bakmaz ona göre!

29.08.2015

Türkeş'ler ve Türkiye'nin Milliyetçilik sorunu

1960 Darbesinin bildirgesini isli sesiyle radyodan okuyan ve "Turancı Türkçülüğü" Nihal Arsız'dan devralıp bugünün AKP dığındaki en güçlü Sağ partisi MHP'yi kuran "Başbuğ" Alpaslan Türkeş'di. Türkiye'de biri T.C. ulusdevlet milliyetçiliği (Kemalizm/Ulusalcılık), diğeri "Dünya Türklüğü"nü kapsayan Türk milliyetçiliği (Turancı Türkçülük) olmak üzere iki milliyetçilik türü bugüne kadar yaşadı. MHP'nin temsil ettiği ve Enver Paşa'da ilk ifadesini bulan yayılmacı milliyetçilik, Bahçeli devrinde Türkiye sınırlarına çekilmiş ve Kürt düşmanlığı temelinde özel tim ideolojisi haline gelmiş Türk milliyetçiliğine dönüştü. Ülkücüler, Özal devrinde Sovyetler Birliği dağıldığında iktidar birleşiği oldukları halde Orta Asya Türklüğü ile ilgili, gidip oralarda "abi"lik attırmak ve böbürlenmek dışında -Türklerin birlikte hareket etmeleri konusunda- tek bir akıllı/makul politika geliştiremediler (Kürtlerin birlikte hareket etmek konusunda bugün çok daha makul politikalar geliştirdiklerini görüyoruz). Özal döneminde Dünya Türkiye Türklerinden böyle bir hamle, böyle bir politika beklemişti, Türkeş o dönemde ANAP'a dahil olmamakla birlikte, Sovyetlerin çöküşünün daha başladığı günlerde mesela Azeri-Ermeni kapışmasının önemini görmüş ve herkesi şaşırtarak bağımsız Ermenistan ile ilişki kurarak "Soykırım meselesi"nin Türkiye ile ilişkisi konusuyla T.C. devletinden önce ilgilenmişti.
    Ülkücülerin Orta Asya ilgisi asla bağımsız global bir Türkler politikasına dönüşmedi, hatta Asya'nın "Nevruz"unu, "Hayır, aslında Türk bayramı" gibi komikliklerle iç politikaya alet ettiler ve Kürtlerin Nevruz'yla rekabet malzemesine indirgediler. PKK savaşının  tüm hızıyla sürdüğü 1990'larda Ülkücülük, tüm enternasyonal söylem denemelerini de terkedip Kontrgerilla ve özel kuvvetler ideolojisine, ama aslen "Anti-Kürtçü" bir ideoloji eskisi haline geldi. MHP, Erdoğan/AKP öncesinde gene Kürt düşmanlığı (Öcalan'ın yakalanması) sayesinde büyük bir Sağ parti haline geldi ama onca iktidar imkanına rağmen Alpaslan Türkeş'den devraldığı ambisyonları daha akıllı bir boyuta taşımadı, ilkel basit bir söylem ve günlük politika ile günümüze kadar devam etti.
    MHP, Kürt hareketinin her türüne karşı yükselip totaliterleşen kesimlerle birlikte olmuştur ve Atatürkçülüğü de Turancılığı da artık naylondur. Türkeşler ANAP'a neden yakın idiyseler, bugün de AKP'ye yakınlar. ANAP zamanında Kürtlere karşı şahinleşen Özal'ın yanında MHP neden küçük bir parti idiyse, bugün de Erdoğan'ın yanında aynı nedenle küçülüyor. Türkeş Hanedanı, Alpaslan Türkeş'in "9 Işık" halinde vasat da olsa varolan ideolojik duruşuna karşı kendilerine özgü bir durum geliştiremiyorlar ve MHP'nin "Anti-Kürtçülük" haline gelmiş günlük ideolojik politikasının en iyi yapıldığı AKP'ye dümen kırmaları da bu yüzden şaşırtıcı olmuyor.
    MHP, ulusdevletlerin önemli krizler yaşadığı günümüzde, benim "makro-milliyetçilik" diye adlandırdığım ulusdevlet milliyetçiliğini Rusların ve Avrupalıların yaptığı gibi daha makul ve akıllı bir çizgiye oturtarak ortak değerler erozyonunun yavaşlatılmasına katkıda bulunmaktan tutun da Türk Dünyası ile yeniden yakınlaşmak politikalarına kadar bir dizi alanda etkili olabilirdi. Ve bunu yapsaydı, AKP'nin elini bile süremeyeceği otonom bir Sağ parti olarak varlığını koruyabilirdi. Ama çıkış ideasında özgün bir enternasyonalizm olan MHP'nin, sadece Kürtlerin herşeyini red gibi komik bir politika ile özgün varlığını koruması zor. MHP, Feyzioğlu'nun DP'si gibi, Uzan'ın Genç Partisi gibi gereksizleşen bir parti ve bunun pek farkında da değil. Siyaset, sadece günü kurtaran ve belagatın şehvetiyle esip gürleyen hatiplerin tatmin meydanı değildir. Siyaset, yani yeni tabiriyle politika, belli kesim ve zümrelerin sosyo-ekonomik sosyo-kültürel taleplerini/haklarını savunmak için yapılır. Belagat ise Bölükbaşı'nın kaderini paylaşır ve sürekli olmaz.
    Türkiye, MHP'yi çok aşan, aklı başında bir ulusdevlet milliyetçiliğin yokluğundan muzdarip. Bir zamanlar adına "Türk sorunu" denen bu durum, aslında bu ülkenin vatandaşının kendini kuru hamasi laf kalabalığı üzerinden değil de, daha geniş ve sağlam zemine oturan bir anlamlar bütünü ile tanımlamaya ihtiyacı var. Böyle bir şeyi, vasatizmin dibini bulmuş kof ve faşizan MHP Türkçülüğünün de Kemalizm'de donmuş kalpak düşkünü Ulusalcılığın da yapabilmesi mümkün değil. Ama Dünyanın yaşayan en eski partilerinden biri olan ve 90 küsür yıllık birikime sahip CHP'den böyle bir şey beklemek, bütün Türklerin hakkı.

(Konstantiniye notları'ndan)

28.08.2015

MHP'nin ve Sağ'ın krizi

Tuğrul Türkeş'in AKP'ye bakan olması, malumun ilanı, MHP'nin Meclis Başkanlığına bir AKP'liyi seçtirmesi, her fırsatta ona destek olup zor anlarında koltuk çıkmak "eylemi"nin doğal bir sonucu. Alpaslan Türkeş'in "Dokuz Işık"lı ideoloji partisinden, Devlet Bahçeli'nin aşırı sağcı kullanışlı iktidar payandası olmaya uzanan kariyerinde MHP, gereksizleşen bir parti resmi çiziyor ve tüm Sağ partiler gibi, içine girdiği krizden kurtulamayacak gibi görünüyor. Erdoğan, uzun zaman önce başlattığı, "Bütün Sağı toplayan tek parti" projesini çok talihsiz bir 'Sistem Krizi' döneminde sürdürüyor, başarı şansı düşük. Yıldızı sönen İslamcılık ortak paydasında biraraya getirmeye çabaladığı Sağın erimesini hızlandırarak, sadece Sol'un önünü açmış oluyor.

27.08.2015

Takım elbiseli IŞİD ve Sünger Bob

Şile'deki "Sünger Bob", İslamcılığa karşı savaşın neden bir insan olmak ve insan kalmak mücadelesi olduğunu anlamak için birebir. Şile'deki ikibin yıllık kaleyi "restorasyon" adı altında tahrib edip çizgi film kahramanı Sünger Bob'a benzeten ve bu tip "restorasyonlar"a cevaz veren muktedir zihniyet, ülkenin doğal değerlerini mütemadiyen yok ediyor. IŞİD bunu hiç olmazsa açıktan yapıyor ve nedenini de çöl kertenkelesinin tarihle alakasız mantığıyla izah ediyor. Türkiye'nin maruz kaldığı İslamcılığın temel zihniyet olarak IŞİD'den pek farklı olmadığını, gerçek anlamda tarih bilincine sahip olmadığını anlıyoruz. Türkiye'nin İslamcısı, tahrip ettiği eserler için üstüne üstlük bir de para kazanıyor.

26.08.2015

"HDP olmadı, MHP'yi Meclis dışı bırakalım"

Dünya'nın katakullik gizli örgütlerle yönetildiğini sanan muktedir İslamcılar da Türkiye'yi katakullilerle yönetmeye çalışıyor. "Seni Başkan yaptırmayacağız" çıkışıyla seçim barajını aşarak Meclis'e giren HDP'nin aldığı oyların emanet olmadığı ortaya çıkınca, 7 Haziran seçimleri sonrası "MHP'ye giden milliyetçi oyları geri almak" savaşı" başlamıştı. 50 asker ve 180 gerillanın hayatı pahasına sürdürülen ve halkın alenen tepki gösterdiği savaş, MHP'yi seçim barajı altına itip AKP'ye TBMM'de çoğunluk kazandırmak üzerine kurulu. Ama hayat katakullilerle yönetilemiyor, yalanların da bir "son kullanma tarihi" var. Katakullilerle, gizli fonlar ve gizli servislerle südürülen hukuksuz rejimler genellikle Kaddafi rejimi gibi son buluyor.

25.08.2015

Çin mi batıyor ABD mi?

Çin, para birimi "Renminbi"nin (Halkın Parası) değerini Amerikan Dolarına göre düşürdüğünden beri Dünya basınında hergün, "Çin çöküyor mu?" diye soran yazılar çıkıyor. Çin hâlâ yüzde 8 büyüyen, bu haliyle benzersiz bir ekonomi, ama asıl sorun Amerikan ekonomisinde. ABD, Çin'den ithalatı azalttı. Çinliler, Amerikan yatırımcıların paralarını çekip altın aldıklarını, ABD'de ekonominin durduğunu, ekonominin sadece Dolar dağlarıyla dönmediğini biliyorlar ve Dünya para birimi Doların tahtını cidden sallamaya hazırlanıyorlar. ABD'deki finans balonu patlayıp borsa çakılırsa, bundan mümkün olduğunca az zarar görmek istiyorlar. Türkiye'de Meclis'i iptal edip tek kişilik "fiili yönetim" kurmak da, ancak böyle bir hengamede işleyebilir.

Bir "Giriş" denemesi...

Her gün yazmayı deneyeceğim bir bloga başlıyorum. Çok kısa ve öz olacak. Konu sınırlaması şimdilik yok. Hızlı yaşayan ve zor bir dönemden geçen Türkiye'de olayları daha iyi takip etmek ve daha hızlı reaksiyon göstermek gerekiyor. Tabii bu muhteşem ülke sadece politika'dan ve onu yapan bir takım kompleksli vasat tiplerden oluşmuyor. Yazılar, ana blog Konstantiniye notları'ndaki gibi geleceğe yönelik bir perspektife sahip olacak ve diğer bloglarda, gazetelerde, yayın organlarında yazdıklarıma da buradan işaret edecek. Herkese içten Selam!